Başsavcılık’tan Gülistan Doku soruşturmasında Çarpıcı Açıklama: “Cansız Bedeni Gömüldü Ya Da Yok Edildi ”
Tunceli’de 5 Ocak 2020’den bu yana kayıp olan üniversite öğrencisi Gülistan Doku’nun (21) cinayetle sonuçlandığı değerlendirilen soruşturmada, Tunceli Cumhuriyet Başsavcılığı kamuoyunu sarsan bir tespiti duyurdu: “Cansız bedeni, şüphelilerle irtibatlı korucular tarafından organize ve bilinçli bir şekilde gömüldü ya da yok edildi.”
Tunceli ve Erzurum Cumhuriyet Başsavcılıklarının koordinasyonunda yürütülen soruşturmada, tanık ve gizli tanık beyanları, HTS kayıtları ile tüm bilgi ve belgelerin birlikte değerlendirilmesi sonucu bu tespite ulaşıldığı belirtildi. Başsavcılık, “önemli tespit ve delillere ulaşıldığını” vurguladı.
Bu kapsamda Ankara, İstanbul, Elazığ ve Tunceli’de eş zamanlı operasyon düzenlendi, aralarında güvenlik korucularının da bulunduğu 5 şüpheli gözaltına alındı. Soruşturma kapsamında bugüne kadar 13-17 kişi gözaltına alındı, bunlardan 12’si tutuklandı. Dosyada dönemin Tunceli Valisi’nin oğlunun da aralarında bulunduğu şüpheliler yer alıyor.
Hastane Kayıtlarının Silinmesi İddiası
Soruşturmanın bir diğer çarpıcı boyutu ise tıbbi kayıtlarla ilgili. Erzurum Cumhuriyet Başsavcılığı’nın açıklamasına göre, Gülistan Doku’nun kaybolmadan önce “gebe kalma şüphesiyle” Tunceli Devlet Hastanesi’nde muayene edildiğine yönelik kritik bulgular elde edildi. Bu muayeneye ilişkin tıbbi kayıtların “kasıtlı ve profesyonel şekilde silindiği” iddia ediliyor.
Olayla bağlantılı olduğu değerlendirilen 3 doktor, 1 hemşire, 1 bilgi işlem uzmanı ve 5 veri giriş personeli hakkında Tunceli, Elazığ ve Malatya’da eş zamanlı operasyon düzenlendi.
Altı Yılın Ardından Gelen “Tespitler”
Soruşturmanın bu aşamaya gelmesi elbette önemli bir gelişme. Ancak ortada yanıtlanması gereken ciddi sorular var:
1, Gülistan Doku 5 Ocak 2020’de kayboldu. Soruşturmanın altı yıl boyunca “kayıp” dosyası olarak sürüncemede bırakılması, bugün ulaşılan “önemli tespitlerin” geç kalındığı izlenimini güçlendiriyor. Kamuoyunun ve ailenin ısrarlı talepleri sonrasında dosyanın “cinayet” soruşturmasına evrilmesi, adli sürecin başlangıçtaki yetersizliğini tartışmaya açıyor.
2, başsavcılığın açıklamasındaki “organize ve bilinçli şekilde” ifadesi, olayın sıradan bir suçtan çok, planlı bir örtbas süreci olduğunu ima ediyor. Eğer bu tespit doğruysa, korucuların yanı sıra hastane kayıtlarını silen sağlık personelinin de dahil olduğu geniş bir yapılanmadan söz ediliyor demektir. Bu durum, kurumsal bir çürümüşlük ve soruşturmayı engelleme girişimi olarak okunabilir.
3, soruşturma kapsamında emniyet ve jandarmaya ait zırhlı araçların ve görevli personelin kayıtlarının istenmesi, olaya resmi güvenlik güçlerinin de karışmış olabileceği ihtimalini gündeme getiriyor. Bu talep, soruşturmanın giderek daha üst kademelere ve kurumlara uzanabileceğini gösteriyor.
4, başsavcılık “güçlü tespitlerden” söz ederken, Gülistan’ın cansız bedenine hâlâ ulaşılamamış olması soruşturmanın en zayıf halkası. Ceset olmadan bir cinayet davasının yürütülmesi hukuki açıdan ciddi zorluklar barındırıyor. “Gömüldü ya da yok edildi” ifadesindeki muğlaklık da bu belirsizliği perçinliyor.
Gülistan Doku soruşturması, Türkiye’de kadın cinayetleri ve kayıp vakalarında adli süreçlerin ne denli yavaş ve engellerle dolu işlediğinin bir göstergesi olarak duruyor. Başsavcılığın son açıklamaları umut vaat etse de, altı yıllık gecikme, delillerin karartılması iddiaları ve cesede ulaşılamaması, adaletin tecellisi konusunda haklı kaygıları beraberinde getiriyor.
Soruşturmanın bundan sonraki sürecinde, kamuoyunun ve medyanın takibinin, dosyanın akıbeti açısından belirleyici olacağı açık.
www.habertusba.net





