Kahramanmaraş Okul Katliamında Dava Başladı: Silah Sahibi Baba ve Anne de Yargı Önünde

15 Nisan 2026'da Ayser Çalık Ortaokulu'nda 9 öğrenci ile 1 öğretmenin hayatını kaybettiği, Türkiye tarihinin en kanlı okul saldırısına ilişkin dava süreci bugün Kahramanmaraş 3. Ağır Ceza Mahkemesi'nde başladı.

Kahramanmaraş Okul Katliamında Dava Başladı: Silah Sahibi Baba ve Anne de Yargı Önünde
Kahramanmaraş Okul Katliamında Dava Başladı: Silah Sahibi Baba ve Anne de Yargı Önünde

15 Nisan 2026'da Ayser Çalık Ortaokulu'nda 9 öğrenci ile 1 öğretmenin hayatını kaybettiği, 14 yaşındaki fail İsa Aras Mersinli'nin ebeveynleri — babası 1. Sınıf Emniyet Müdürü Uğur Mersinli ve annesi — de sanık kürsüsünde. Baba, 10 kez ağırlaştırılmış müebbet hapis talebiyle; anne ise 22.5 yıla kadar hapis istemiyle hakim karşısına çıkıyor. 

Sorumluluk Sadece Çocuğun Değil, Sistemin de

Bu dava, sadece bir cinayet davası değil; aynı zamanda Türkiye'de ebeveyn sorumluluğu, silah denetimi ve kurumsal ihmalkârlık üzerine bir yüzleşme davası. 14 yaşındaki bir çocuğun, babasının polis kimliğiyle taşıdığı beş adet 9mm tabanca ve yedi şarjörü okula götürebilmesi, sırt çantasında taşıyabilmesi ve sınıfta insan avına çıkabilmesi — tek başına bir "bireysel eylem" olarak geçiştirilemeyecek kadar çok katmanlı bir sistem çöküşüdür. 

Failin bilgisayarında 11 Nisan 2026 tarihli, "yakın dönemde büyük bir eylem gerçekleştireceğine dair" bir belge bulunması, bu katliamın ani bir patlama değil, planlı bir eylem olduğunu gösteriyor. Peki bu planı kimse fark etmedi mi? Evde, okulda, dijital ortamda hiçbir alarm zili çalmadı mı? Ya da çaldıysa, kim duymazdan geldi?

Baba Uğur Mersinli'nin hem polis başmüfettişi hem de silah sahibi olması, davanın en çarpıcı ve en utanç verici detayı. Bir emniyet mensubunun evindeki silahların, 14 yaşındaki bir çocuk tarafından "ödünç alınabilmesi" ya da "çalınabilmesi", sadece bireysel bir ihmali değil, mesleki bir disiplin zaafını da gündeme getiriyor. Emniyet teşkilatı içindeki bir görevlinin silahlarının bu şekilde dolaşıma girmesi, "silah güvenliği" kavramının ne denli havada kaldığının somut kanıtıdır.

Anne ve babanın yargılanması, Türkiye'de benzer vakalarda sıkça görülen "fail öldü, dava kapandı" pratiğinin önüne geçme açısından önemli bir emsal teşkil edebilir. Ancak bu yargılama, sadece cezai bir süreç değil, toplumsal bir mesaj niteliği de taşımalıdır: Ebeveynlik, sadece çocuk doğurmak değil; onu, başkalarına ve kendine zarar vermeyecek şekilde yetiştirmek, gözlemek ve gerektiğinde müdahale etmek demektir. Bir çocuğun dijital izlerini takip etmemek, evdeki silahları kilitli tutmamak, okuldan gelen işaretleri görmezden gelmek — tüm bunların bedeli, bu davada tartışılacak.

Ancak davanın sadece ebeveynlerle sınırlı kalmaması gerekir. Okul yönetiminin güvenlik önlemleri, Millî Eğitim Bakanlığı'nın okullardaki şiddet eğilimlerini tespit mekanizmaları ve dijital platformların şiddet içerikli materyallere erişimi konusundaki denetim eksiklikleri de ayrıca sorgulanmalıdır. Failin WhatsApp profil fotoğrafında Elliot Rodger'ın yer aldığı iddiası, bu çocuğun ne tür bir dijital ekosistem içinde yetiştiğini, ne tür toksik içeriklere maruz kaldığını gösteriyor. Bu ekosistemin sorumluları da, yargı önünde hesap vermeli.

Bu dava; 9 masum öğrenci ve kendi bedeniyle öğrencilerini korumaya çalışan öğretmen Ayla Kara'nın hatırasına saygı duyularak, sadece bireysel değil, kurumsal ve toplumsal sorumluluğun da hesabının sorulduğu bir dönüm noktası olmalıdır. Ebeveynlerin ceza alması bir başlangıçtır; ama asıl mesele, bir daha böyle bir katliamın yaşanmaması için sistemin kendisini yargılamasıdır.